![]() |
|
|
|
#1 |
|
Nick kopyalandı!
|
![]() Sevme Özürlü Sevda ile, aşk ile yoğurulmuş topraklarda doğup, sevgiden zerre anlamıyor olmak nasıl bir cezadır? Sevme özürlü olmak, olsa olsa bu hayatta insana verilmiş bir ceza olabilir. Sen işine gelince “Neşet Babayla büyüdük biz” deyip, batını zahiri biliyormuş gibi “Batınım sen oldun zahirim sensin Evvelim sen oldun ahirim sensin” diye mırıldan ama kesip attığın tırnak kadar kolay hayatındaki insandan kurtul… İki yüzlülük, başka bir şey değil. Abdurrahim Karakoç’un, ”Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı, Sevgiyi bulasın, yakına gel ki... Kalıplar gerçeği göstermez belki Gönül perdeleri sökülsün de gör.” mısralarını okuyarak, Anadolu İnsanı’nın sevda ile bağlantısını çözdüm diye düşünüp, kendince şairliğe soyun ama ağzından çıkanın hayatındaki insanı nasıl yaralayacağını akıl edeme… Vurdumduymazlık, başka bir şey değil. Aşık Veysel sevdiğine, ”Ben bir ceset sen bir cansın Hem dinimsin hem imansın Bana benden yakın sensin Dost yolunda ölemedim” desin. Hemen her eserinde yar’in hem can hem yara olduğunu dillendirsin ama sen can kısmını yok sayıp, sadece yara olmayı görev edin… Merhametsizlik, başka bir şey değil. Bolahenk, her gün, bir sevme özürlünün daha açtığı, yeni bir yara hikayesi duymak o kadar öfkelendiriyor ki beni… Sana emanet edilen bir gönülü, kapanmayacak yaralar açmadan sevmek imkansız olmamalı ama madem beceremiyorsun, sevmeyeceksin. Mayan bozuksa ve insan’ın kıymetini bilmiyorsan, önce seni yetiştiremedikleri için kendi ecdadına sövecek, sonra karşındaki cana deneme tahtası muamelesi yapmaktan vazgeçeceksin. D.T. ![]() |
|
|
Alıntı Yap |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi) | |
|
|