Aklı selim
kifayetsizim izahta…!
nasıl da kurtulamadım nefsime tenezzülden, cehâletimden
uyanamadım dilimin gafletinden, yanılgımın rehâvetinden
.
her aydınlığı yangın sandım...
söndürmeye çalıştıkça yandım
.
bulandırdım suyu sığlığımla…bana susmak düşerken
edep yoksunu paslı dilim vara-yoğa konuşup durdu...bildiklerinden bilmediklerinden
sanki vicdanım hissiz, kulaklarım sağır, gözlerim âmâ…
yararlanamadım içimdeki insanî cevherimden
idrâk edemedim…!
adımladıklarım kar tanesi…adımlayacaklarım yüce dağların karıymış
öğrendiklerim...benim eksikliklerim başkalarının fazlalıklarıymış
çelikten elbise sanmışım eğilip bükülmezliğimi…
meğer cehâletimin cam kırıklarıymış
.
benim sandığım bah-bahçe, taç-taht…hepsi yalan imiş
yüzde güler gördüğüm…yürekte nalân,
bahar bildiğim hazan, yakın bildiğim Fizan,
serinlerim diye yüz sürdüğüm…gerçekte suzan imiş
Ey Mağfireti Sonsuz Sahib-î Can…!
bana bir reçete yaz…! ki
tek -ilâcı suâl- olsun
açılsın “akıl gözüm”…asl-ı cevherimin ışığına tutunayım
hamur kıvamı ağırlıksızlığımla buhar olup uçsun hîç’liğim,
bir daha gaflete düşmesin “aklım”…pişmek için güneşin göğsünde barınayım
.
bana bir ben çiz…! ki
kurtulayım egomun esaretinden
nefs kılıfından sıyrılayım,
çıkayım fasit girdabından, sisinden pusundan arınayım
ne varsa kül olsun bana dair
bir daha cehaletin kara kaftanını giymektense…
kara toprağın ak kefenine sarınayım
beni öyle bir resmet…! ki
susturayım nefsimi…bitsin bu rehavet, bu cehâlet
ulaşmak için derinliğime sığlığımla yüzleşeyim
ışık tut içimdeki karanlığa…beni aydınlığınla ihya et
.
bana bir dert ver…! ki
değişmeyeyim bin dermana
bana bir hayat öğret…! ki
tevâzu olsun tepeden tırnağa……yüreğim sana emanet
…
..
|