IRCForumu.ORG   sohbetkacak
reklamalanı


Ağaç Şeklinde Aç6Beğeni
  • 2 Post By nesimsek
  • 1 Post By yeSa
  • 1 Post By nesimsek
  • 1 Post By yeSa
  • 1 Post By nesimsek

 
 
Seçenekler Stil
Alt 12 Mart 2024, 12:41   #1
Post Dönüp Maziye Baktım... 1

Herkese Hayırlı Ramazanlar diliyorum.

İlk defa 27.07.2011 yılında zannedersem yine bir Ramazan ayında yayınladığım "benim hayatım" dan sadece bir kesiti ama bende derin izler bırakan bir kesiti okuyanların bizim zamanımızda yaşanan Ramazanlar ile kıyaslayabilmesi için yazmıştım.
Yazı oldukça uzun olduğu için üçe bölmeyi uygun gördüm.
Okuyanları bizim zamanımıza götürecek yaşadığım olayları unutulmasın diye kayıt altına almış olduğum isimler ve yerler dahil tamamıyle gerçek olan benim yaşantımdır.
Umarım okurken keyif alırsınız ve umarım geleceğe kalan miras olur...
Sevgi dolu saygılarımla...

NecatiŞİMŞEK




Dönüp Maziye Baktım…


*****

Başlangıcını tam kuramadığım ve içimden geçenleri, aklıma gelenlerle birlikte yoğurarak
anlatacağım bir yazı olacak bu anılar..

*****

Hatırlayabildiğim en eski Ramazanlar, o ulvi duyguların yaşandığı gecelerden kendime pay çıkarmak adına;

- Beni mutlaka, ama ne olur gece sahura kaldırın…

Diye o kadar yapılan yalvarmaların ardından sahura kalkıp, öğleye kadar dayanamayıp sonra nur yüzlü rahmetli anamın;

“-Oğlum sen su içebilirsin, sen içince orucun bozulmaz...” Dediği anda sürahiyi kaptığım gibi tepeme dikişim canlanıveriyor…

Her gün böyle olduğu halde nedense inadına yalvarırdım… Bir gece kaldırmadıklarında da, meşhur sarı damarım tutar, herkese surat asar, çok zaruri olmadıkça kimseyle konuşmazdım bile…

Neden?

Bilmiyorum..

Belki de o gecenin atmosferini yaşamayı çok seviyordum..

Belki, okula bile başlamamıştım…

*****

Babam ve Mamak…

Rahmetli babam din görevlisi idi ve her sahur yemeğinden sonra sahur vaktinin dolmasına on dakika kala abdestini alır, suyunu içer ve filtresiz Bafra cigarasını yakar, o yanık ve güzel sesiyle bütün Mamak ahalisinin merakla ve sabırsızlıkla beklediği sabah ezanını okumaya giderdi. Çünkü o sabah ezanıyla oruç tutan herkes o gün tutacakları oruca niyetlenirdi…

Müezzindi Mamak çarşı camiinde…

Hafızdı üstelik.

Zamanının ünlü mevlithanlarındandı. Bir guruptular ve babam vefat ettikten sonra o gurubun bütün hafızları memleketimizde güzel seslerini duyurmaya devam ettiler… Çoğu televizyonlarımızdan Allah’ın kelamını dile getirdiler güzel sesleriyle... Önder oldular güzel ahlaklarıyla, topluma yol gösterdiler…

Evimiz, babamın görev yaptığı camiye çok olmasa da epeyce uzaktı.
O zamanlar otobüs ve minibüs gibi toplu taşım araçları bizim kenar mahallemize pek uğramazdı. En kıymetli aracımız ve hiçbir zaman bizi bırakmayan tek bineğimiz “tabanvay” denilen vefakâr ve cefakâr aracımızdı.

İşte babamda imsak vaktinden on-on beş dakika erken çıkardı.

O zamanlar tamamen olmasa da büyük ölçüde köy hüviyetinden çıkamamış ve hâlâ ismi “Karaağaç Köyü” olarak anılan (şimdi ki ismi Karaağaç Mahallesidir) hepsi de muntazam ve bakımlı, her türlü meyve ağacıyla donatılmış yemyeşil bahçeleri bulunan, müstakil evlerin arasındaki yer yer çok incelip sadece yayaların geçmesine uygun olan yollardan geçerek şimdilerde yerinde bir meslek lisesi, karşısında Sağlık ocağı ve çaprazında ve biraz daha aşağısında hem ilköğretim hem de mahalle kadınlarının ve genç kızlarının katıldığı biçki dikiş yurdu olan ve bu alanların hepsini kaplayan köy mezarlığından yürüyerek, biraz aşağıdaki Ziya Bakkalın yanından 90 derece sola döner ve adeta vitesi boşa alınmış araç gibi yaklaşık 400 m. Yürüyerek Hacı bakkalların oraya inerdi.

Yol, Hacı Bakkallardan sonra yol iki-üç yüz m. Düz gider, sonra hafif dikleşirdi. Eh bir elli m. de bu şekilde yürünür ve o zamanlar Ankara’da sayılı bulunan ve zamanında çok meşhur olan Mamak Sinema ’sının önüne inen yokuşa gelinirdi.

Zaten bu yokuşa da Sinema yokuşu denilirdi, sinema’nın yokuş.

İşte o yokuştan inilince yokuşun bitiminde benim hatırladığım eski Mamak Çarşısının ana caddesi başlar ve sol tarafta Kayaş’a doğru, sağ tarafta ise Çarşı içine doğru giderdi. Cami de Mamak Çarşı Merkez Camisi olarak çarşının tam içinde, orta yerinde bulunurdu (ki, hâlâ da öyledir).

İşte rahmetli nur içerisinde yatasıca babam, sabahın ilk vakitlerinde şimdilerde yapısı değişen Mamak Çarşı Camii’nin kapısını açar, eskiden sayısını biliyordum ama şu anda hatırlayamadığım minarenin basamaklarını ahenkli bir şekilde çıkar ve “Es-Salâtü hayrün mine`n-nevm” (namaz uykudan hayırlıdır)’ı da ekleyerek, bütün Mamak ahalisinin “- Artık okusa da oruca niyetlensek..” diyerek dört gözle beklediği ve çok beğenerek dinledikleri, sonradan makamının “Saba” olduğunu öğrendiğim sabah ezanını okurdu.

Rahmetli dedem babamı İstanbul’ da okuttuğu için, okuduğu ezanı ve Kuran-ı Kerimi herkesler pek bi beğenirlerdi.

Bir gün ezanı okumazsa fark edilir ve “- Acaba Nazım Hocaya bir şey mi oldu?” sorusu takılırdı zihinlere… Kendi köyümüzün yaşlıları babamın köye geldiğini duyunca, namaz vaktinden önce cami önünde babamı yakalar ve “- Yahu Nazım, bir İstanbul ezanı okusan da dinlesek...” derlermiş.

Rahmetli her Ramazan ayında o kadar meşgul, o kadar hareketli olurdu ki temposuna şaşar, hayretler içerisinde kalırdım.

Sabah namazından sonra eve gelmezdi diğer zamanlardaki gibi.

Namazdan sonra cami cemaatinden toplananlarla birlikte, adına “mukabele” denilen Ramazan hatimleri başlar ve her gün bir cüz okumak suretiyle Ramazan ayının en mübarek gecesi kabul edilen Kadir Gecesi’ne bitirilerek, ecir ve sevabı bütün enbiyaların, evliyaların, şehitlerin, şühedaların, gazilerin ve tüm akrabayı taallukattan ölmüşlerin ruhlarına hediye edilirdi. Ehli müminlerin ve ümmeti Muhammed(S.A.V.)in, bütün dertli olanlarına deva, hasta olanlarına şifa, borçlu olanlarına da eda ihsanı istenir ve gönülden “ÂMİN” denilirdi Leyle-i Kadir de...

Mukabeleden sonra o zamanlar Ramazan ayı şimdiki gibi yaz tatiline geldiği için, mahallenin çocuklarına camide dini eğitim verilirdi.

Bu eğitim her yaştan çocuklara göre ama aynı zamanda ve aynı yerde verilirdi. Okula yeni başlayan mini mini yavrulara namaz sure ve duaları, şöyle ikinci ve üçüncü sınıfa giden çocuklara elif cüzü ve daha büyüklere de Kelam-ı Kibar “Kuran-ı Kerim” eğitimi verilirdi. Sabahtan erkek çocuklara ise, öğleden sonra da kız çocuklara veya tam tersi olarak verilen derslerde, cin gibi olanlar bir gün önceden verilen dersi geçer ve yeni dersini alır evde çalışarak veya ezber yaparak ertesi güne hazırlanırdı. Süper çocuklar aynı dönemde, namaz surelerinden başlayıp, elif cüzüne hatta Kuran okumaya bile geçebilirdi. Ve bu arkadaşlar arasında gündemi oluştururdu.

İşte Rahmetli sabahtan akşama kadar o sıcaklarda oruç oruç akşama kadar nefes tüketirdi. Akşam ezanını okuduktan sonra, daha önceden ayarlanmış randevuyla birlikte hemen kapıda bekleyen davet sahibinin aracıyla birlikte iftar açmaya giderdi. Otuz Ramazanda kendi evimizde ya bir iftar yapardık ya da hiç.. Artık oradan Yatsı ezanını okumak için tekrar camiye gelir ve Teravih namazını kıldırırlardı caminin hocasıyla birlikte babamın müezzinliği eşliğinde…

*****


Teravih…

Teravih namazına ben de giderdim. Önceleri tek başıma iken, daha sonraları kardeşlerim büyüdü ve onlarla beraber gitmeye başladık. Ama benim orada bir görevim vardı. Diğer Hoca yani caminin İmamı Rahmetli İsmet AKKUŞ un ben emsal oğlu Adnan ile birlikte caminin ayakkabılığında beklerdik. İki katlı olan caminin alt katında cemaatin kadınları, üst katında ise erkekleri namaz kılarlardı. Neden ayakkabılıkta beklerdik, çünkü cemaatin ayakkabıları karışmasın, ufak tefek de olsa kötü niyetli kişiler yanlış bir şeye meyledip, hırsızlık yapamasın diye. Cami ayakkabılığının bir numarasız olan yeri vardı. Bir de bizim durduğumuz numaralı olan yeri vardı. İçeri giren vatandaş tercihini yapar ve cami çıkışında ayakkabı aramak istemiyorsa bize uzatır, bizde küçük duralit parçalardan yapılmış üzerinde ayakkabıları koyacağımız numaralar yazan fişi uzatır ve ayakkabısını oraya koyardık. Daha sonra namaz çıkışında uzatılan numaraya göre ayakkabısını verir ve ayakkabısını verdiğimiz vatandaşa, “-camiye yardım beyler/hanımlar” diye tekrar ederek önlerinde bulunan kocaman, metalden yapılmış kumbaraya para atmalarını teşvik ederdik.

Ben çoğunlukla alt katta dururdum ve bayan cemaate hizmet ederdim. Kimisi yaz günü olduğu için terlikle gelirdi, kimisi açık ayakkabıyla… Erkek ayakkabısından oldukça hafif olması benim için bir avantaj sayılabilirdi. En önemli avantajım ise, küçük olduğum için ve Nazım Hocanın oğlu olduğum için (herhalde biraz da sevimliydim), bayanların tarafından çok sevilmem ve sürekli taltif edilmemdi.

Çoğu içeri girerken “-Nasılsın?” diye sorar, kimisi yüzüme bakınca hep güler, kimisi de yüzümü okşardı... Hele birisi vardı ki sürekli sevecen ve mütebessim yüzüyle;

“- Bir kızım olsaydı senden başka kimseye vermezdim...” derdi.

Utanır kızardığımı hissederdim ve hiç karşılık veremezdim.

Cemaat içeri girince önceleri bizlerde cemaatin arka saflarına durur ve cemaatle birlikte Teravih namazımızı kılardık. Fakat aradan biraz zaman geçince, Ramazan 10-15 olunca kaytarmaya başlardık. Ayakkabılığa geçmeden Adnan yanıma gelir,

-Bugün namaza durmayalım tamam mı? Çok güzel film gelmiş…

Diye tembihini yapardı ve herkesin namaza başlamasını beklerdik. Herkes namaza durunca da, doğru tren istasyonunun oraya gidip, kullanılmayan rayların üzerine oturup, “Tuncay Açıkhava Sineması” nın koskocaman beyaz perdesinde oynayan (muhtemelen) Nuri SESİGÜZEL filmine çakardık gözümüzü…

Adnan’ın kolunda saat vardı ve namazın ne zaman biteceğini biliyordu ve tam “Salât-ı Vitir” kılınmadan camiye döner ve sanki namazdan çıkmış gibi görevimizin başına geçerdik.

Herkesin ayakkabılarını dağıttıktan sonra en zevkli iş, kumbara dolunca açıp paraları saymaktı. Bakır beş kuruşlar, on kuruşlar ve beyaz yirmi beş kuruşlar. Daha sonraları bunlara elli kuruşlar ve bir liralar en sonra da iki buçuk liralar katıldı. Bu toplanan paradan bize harçlık verilirdi ve bayramlık üst baş alınırdı.

Fakat bana kızını verecek olan o güleç yüzlü hanımefendi her kadir gecesinde bana mutlak kâğıt para verirdi. Özellikle cebime koymamı söyler ve cami parasını da ayrı verirdi. Bu para önceleri kağıt beş lira iken daha sonraki senelerde zannedersem yirmi liraya kadar çıktı ki, çok büyük para idi benim ve bizim için… O parayı alınca ilk olarak anneme gösterirdim. Öyle bir gururla gösterirdim ki, sanki çok emek vererek kazandım. Rahmetli annem de;

“-Oğlum büyümüş, para kazanmışta annesine para getirmiş...” diyerek duygulanır ve o parayla bana veya bize neler alacağının hesaplarını yapardı…

Teravih namazının bitiminde, cemaatin tamamı camiyi boşalttıktan sonra Hafız Nazım ŞİMŞEK (Yani babam) çıkar, fakat onu kapıda mutlaka bekleyenler olurdu. Mevsim yaz, hava sıcak ve üstüne üstlük Ramazan... Hemen koluna girerler ve caminin altındaki havuzlu kahvehaneye indirirlerdi. O sırada kahvecinin namaz başlamadan ocağın altını iyice kısarak demlediği çay, tam demini almış olurdu ki… İster keklik kanı deyin, ister tavşan kanı… Sanki akşama kadar içemediklerinin cezasını çıkartırmışçasına atarlardı sigara paketlerini de masanın üzerine... Kendilerine gelinceye kadar otururlardı artık serinlemeye yüz tutmuş gecenin yarılarına kadar…

Babam camiden çıkınca anlardık ki artık gideceğim. Ben de oralarda toplayacağım şeyleri toplardım, ayakkabılara verdiğim fişleri dizerdim mesela... Kumbarayı yerine kaldırırdım. Yeri de gizli saklı bir yer değildi. Sadece göze hemen çarpmayacak bir yerdi, alt raflardan cemaatin göremeyeceği bir yerdi, ama isteyen çok rahat bulabilirdi. Babam eğer gündüzden eve götürülmek üzere ve şayet benim götürebileceğim bir şeyler almışsa, bana oğlum sen şu fileyi al ve git... Derdi. Ve ben de kendi kendime kimi zaman salâvat getirerek, kimi zaman da şarkı türkü söyleyerek yürür giderdim.

Bizim evden camiye geliş pek keyifliydi, hep yokuş aşağı idi çünkü.

Ama ya eve giderken…

Hele bir de yük varsa elinizde…

İşte o anda lazımdı şarkı türkü…

Yaklaşık 15 dakika, hızlı tempoda, açısı yaklaşık 30-35 derce olan yokuşu elinize babanızın verdiği fileyle birlikte yürümek…

Bir iki gün geçtikten sonra alışır giderdim…

Hiç koymazdı bana o yol...

Çünkü o evde uzun yıllar oturacağım ve orada oturdukça da o yolu hiç yüksünmeden yürümek zorunda olduğum sanki içime doğardı..

*****


Poşet yok, yaşasın fileler…

File deyince, fileleri hatırlayanınız vardır muhakkak. Ama ben yine de aklımda kaldığı kadarıyla anlatmaya çalışayım.

Rahmetli babamın hep arka cebinde itina ile katlanmış olarak dururdu filesi.

Rengi pek belli olmazdı açıldığı zaman. Ama katlandığı zaman fark edilirdi çoğunlukla beyaz olan renk. Yaklaşık 1 cm karelik gözlerden örülmüş, içerisine konulan beş altı kesekâğıdı meyve, sebze vb. paketleri iki adet tutma sapından müteşekkil, önceleri sicim dediğimiz ipten yapılırken, daha sonraları ince naylon ipten yapılan en önemli taşıma araçlarından biriydi.

Kesekâğıdı dedim de, onlarda taşımanın, aldıklarımızın biri birine karışmamaları ve ezilip bozulmamaları için kullanılan ve çoğunlukla okunmuş gazete kâğıtlarından yapılan, irili ufaklı paketçikleriydi.

Çevreyi koruma adına bilmeden de olsa çok güzel uygulamalardı. Rahmetli annem, o kese kâğıtlarının kullanılabilir olanlarını ayırır, kullanılmayacak olanlarını da kışın soba tutuşturmak için kömürlüğümüzde özel bir yerde biriktirirdi.

Nur yüzlü anam babamın getirdiği filenin içindekileri itina ile boşaltır, fileyi saplarından tutup şöyle bir kuvvetle silkeler, babamın her defasında bahane bulamayacağı şekilde güzelce katlar, şayet babam pijamasını giymiş ve divanda oturuyorsa, pantolonunun arka cebine file için ayrılmış yere itina ile koyar ve; “- Fileni cebine koydum…” derdi. O arada babam da bir türlü fırsat bulup okuyamadığı gazetesini okuyorsa, annemi duyduğunu belirtecek bir hareket yapardı. Bu bazen sözlü şekilde ve kısaca “-Tamam…” şeklinde veya annemin göreceği şekilde kafasını sallamak ile olurdu.

Tabi annem, bu teyidi düzgün alabilmek için mutlaka babama doğru bakmak zorundaydı.

Şayet o file unutulur da o cebe konulmazsa…

Konulmadığı bir şey değil,

Ya o konulmadığı zamanda babama lazım olursa…

Ve o zaman etrafta file satın alacak ta bir yer bulunmazsa…

Vay anamın haline…

Kolay kolay babamın dilinden kurtulamazdı…

*****

Mamak Çarşısı…

Yeri gelmişken eski meşhur Mamak çarşısından da biraz bahsetmek isterim.

Meşhur lafını özellikle seçtim çünkü o zamanlar gerçekten meşhurdu.

Her semtin de vatandaşın her türlü ihtiyacını karşılayabileceği kendine göre çarşıları olurdu ve Mamak pazarı da bunlardan biriydi…

En erken hatırlayabildiğim Çarşı silueti zannedersem 1972’lere falan dayanır.

Neden derseniz 1972 yılı benim ortaokula başladığım yıldır.

Tahmin ettiğiniz gibi Ortaokulumuz da Mamak’tadır.

Anıyla şanıyla meşhur Mamak Ortaokulu...

Ortaokula ilerde tekrar dönmek üzere çarşı içini bir bitirelim isterseniz.

Mamak çarşı merkezinde tam Mamak Çarşı Camii’nin bulunduğu ve caminin önünden Mamak ana caddesinin geçtiği ve cadde boyunca sağ ve sol taraflarında Mamaklı nın her türlü ihtiyacına cevap verebilecek çeşitli dükkânların ve o dükkânların içinde güler yüzlü esnafların bulunduğu çok şirin bir yerdi bana göre…

Caminin kıble yönünün zıt istikametinde giriş kapısı vardı ve beni ta o zamandan Karadeniz ekmeğinin mis kokusuna bağlayan Karadeniz ekmek fırını caminin tam giriş kapısının karşısında ana caddenin diğer tarafındaydı.

Fırının biraz ilerisinde bizim de taksitle alışveriş yaptığımız giyim kuşam satan yerler, rahmetli anamın iplik saplık dediği şeyler satan tuhafiyeci dükkânlar, düğmeciler, kasap Sedat ve beyaz eşya satan bir dükkân...

O beyaz eşya satan dükkânın hemen yanından Harmanyolu’na dönen iki aracın zar zor geçebileceği ve sağ tarafa doğru Keçikıran ’a sol tarafa doğru da Altmışevler’e giden yol.

O yola dönmezseniz yol boyunca inşaat malzemeleri satan Artan ticareti ve LPG tüpü satan, Aygaz- Mobil gazı görebilirdiniz. Bu yol babamın indiği ve sinema yokuşuna kadar giden yoldur.

Gelelim caddenin diğer yüzüne…

Yine camiden hareketle anlatmaya çalışmak herhalde yanlış olmayacak.

Camiyi merkez alıp kıble yönüne döndüğümüz zaman giriş kapısının olduğu tarafta caminin alt kısmında caddeye sıfır dondurmacı Âlim amcamın dükkânı vardı.

Tam köşe başındaydı ve yanındaki saatçi ile komşuydu.

Dondurmacı amcam aynı zamanda kuruyemiş ve mevsimine göre meşrubat satardı.

Tam o köşeden yine kıble yönüne doğru Mamak tren istasyonuna kadar uzanan ve hatta tren yolunun altından geçen köprüyle devam eden bir yol vardı.

Dondurmacının dükkânından sonra caminin kıble istikametini 90 derece kesen ve komple döndüğünüz zaman çevreyi oluşturan bir yol vardı.

İşte orada yani caminin giriş tarafının tersinde bulunan aralıkta cami cemaatinin namaz sonrası oturup çok güzel sohbetlerin yapıldığı kıraathane bulunurdu.

Her zaman taze demlenmiş mis kokulu çay içmek mümkünmüş babamın söylediğine göre...

O kıraathaneci herkesi çok iyi tanıdığından, çayları ona göre getirirmiş. Orada bir kere çay içmeniz yeterliymiş bir daha hatırlanmanız için…

Caddeden aşağı doğru gidersem sağ tarafımdan doğru kıraathaneden hemen sonra hatırladığım kadarıyla bir lokanta bulunuyordu.

Pek büyük değildi ama sürekli açık görürdüm.

Hemen sonrasında bir bakkal, ardında da bayağı bir şatafatlı erkek kuaförü...

Çoğunlukla gençlere hitap ederdi ve kendisi de oldukça bakımlı, hatta bir ayağında hafif özür bulunan, zamanın artistlerine benzer saç stili olan, beyaz gömleğini üzerinden çıkardığını hiç görmediğim berber…

Berberden sonra birkaç dükkân daha vardı ama tam olarak hatırlamıyorum.

Zannedersem bir kuruyemişçi vardı, belki bir-iki dükkân daha.

Sonrasında bahçelerle çevrili bir ev belki…

Sonrası tren istasyonun olduğu yer.

Mamak tren istasyonun da bende, istasyon denildiğinde aklıma gelen şeyleri vardır.
İstasyon bir kere büyük bir istasyondur.

Yolcu trenlerinin hemen hepsinin durduğu ve belki dört, belki de altı raylı bir istasyondu.

Hatta yük trenlerinin de zaman zaman durduğunu görürdüm.

İşte o yol o istasyonun altında bulunan köprüye kadar gelirdi.

İki metre yüksekliğinde yaklaşık üç metre genişliğinde tünel gibi bir yolla devam eder, aralarda sağ veya sol tarafından epeyce fazla olan basamaklı merdivenleri bir bir çıkar ve istasyonun bulunduğu mekâna gelinir.

prünün altında ise yüzü temiz, kıyafetleri perişan ama temiz, gözlerinde kara gözlük takılı ve elinde sonrasında “ney” olduğunu öğrendiğim ama bir adamcağız vardı…

Hep aynı yerde oturduğu için Mamak ile bütünleşmişti sanki…

O kadar güzel üflerdi ki, çok istediğim halde (adam beni görmediği halde belki para ister korkusundan olacak..) bir kere oturup dinlemek nasip olmadı…

Fakat her Mamak’a gittiğimde özellikle yolumun oradan geçmesi için yolu uzatır, duyduğum ilk sesten sonra adımlarımı yavaşlatır, tam yanına geldiğimde adeta durur ve ruhumu okşayan sesin olabildiğince benliğime dağılması için gözlerimi yarı şekilde kapar ve tılsımın bozulmaması için dua ederdim…

Tek bir kere de olsa önünde duran karton kutuya miktarını hatırlamadığım ama benim için oldukça kıymetli bir parayı attığımı hayal meyal hatırlıyorum…


Devam edecek...
Alisa ve yeSa bunu beğendiler.
________________

Hayatı ŞiiR lerle yaşarsanız, ŞiiR gibi yaşarsınız...
 
Alt 01 Nisan 2024, 15:59   #2
Standart

Hepsini daha önceden okuduğum ve çok sevdiğim hikayeler, böyle gerçek hayat ile ilgili hikayeleri okumak çok güzel. Ama @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abi keşke. Söyle yapsaydın hepsini ayrı ayrı konularda acsaydin.
Dönüp Maziye Baktım… için ayrı bir konu
Babam ve Mamak… için ayrı bir konu
Teravih… için ayrı bir konu
Poşet yok, yaşasın fileler… için ayrı bir konu ve daha diğerleri
Hepsi ayrı ayrı olsaydı, hepsi birbirinden güzel keyifle okuyorum, emeklerine sağlık abi.

nesimsek bunu beğendi.
 
Alt 02 Nisan 2024, 00:26   #3
Standart

Alıntı:
yeSa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hepsini daha önceden okuduğum ve çok sevdiğim hikayeler, böyle gerçek hayat ile ilgili hikayeleri okumak çok güzel. Ama @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abi keşke. Söyle yapsaydın hepsini ayrı ayrı konularda acsaydin.
Dönüp Maziye Baktım… için ayrı bir konu
Babam ve Mamak… için ayrı bir konu
Teravih… için ayrı bir konu
Poşet yok, yaşasın fileler… için ayrı bir konu ve daha diğerleri
Hepsi ayrı ayrı olsaydı, hepsi birbirinden güzel keyifle okuyorum, emeklerine sağlık abi.
Teşekkür ederim güzel düşüncelerin için değerli kardeşim, bu tek bir yazıydı uzun olduğu için üçe ancak bölebildim. Sitedeki arkadaşların hepsinden yaş olarak büyük olduğumu düşünüyorum, benden daha yaşlı veya ben emsal arkadaşlar var mı bilemiyorum, maksadım bizim çocukluk ve gençlik zamanımızda hayatın Ramazan ve Bayram larının nasıl geçtiği hakkında bilgisi olmayan arkadaşların bilgi sahibi olmasını sağlamak ve ara sıra okuyup kendimin de o günleri yadetmesini sağlamak idi... Bilseydim öyle yapardım, sağ olasın...

yeSa bunu beğendi.
________________

Hayatı ŞiiR lerle yaşarsanız, ŞiiR gibi yaşarsınız...
 
Alt 02 Nisan 2024, 02:18   #4
Standart

Alıntı:
nesimsek Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Teşekkür ederim güzel düşüncelerin için değerli kardeşim, bu tek bir yazıydı uzun olduğu için üçe ancak bölebildim. Sitedeki arkadaşların hepsinden yaş olarak büyük olduğumu düşünüyorum, benden daha yaşlı veya ben emsal arkadaşlar var mı bilemiyorum, maksadım bizim çocukluk ve gençlik zamanımızda hayatın Ramazan ve Bayram larının nasıl geçtiği hakkında bilgisi olmayan arkadaşların bilgi sahibi olmasını sağlamak ve ara sıra okuyup kendimin de o günleri yadetmesini sağlamak idi... Bilseydim öyle yapardım, sağ olasın...

Yok abi sen daha iyi bilirsin, ben sadece öneri olarak söyledim. Gerçekten hepsi birbirinden özel ve çok güzel hikayler, okurken ders alabilecegin şeyler. Ben hepsini keyifle okudum. İyiki paylaştın, emeklerine sağlık iyiki bizimlesin abi, teşekkür ederim, yanlış söylediysem, kırdıysam kusura bakma.

nesimsek bunu beğendi.
 
Alt 02 Nisan 2024, 06:14   #5
Standart

Alıntı:
yeSa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster



Yok abi sen daha iyi bilirsin, ben sadece öneri olarak söyledim. Gerçekten hepsi birbirinden özel ve çok güzel hikayler, okurken ders alabilecegin şeyler. Ben hepsini keyifle okudum. İyiki paylaştın, emeklerine sağlık iyiki bizimlesin abi, teşekkür ederim, yanlış söylediysem, kırdıysam kusura bakma.
Estağfurullah, bilakis memnun oluyorum böyle önerileri okudukça, teşekkürlerimle....

yeSa bunu beğendi.
________________

Hayatı ŞiiR lerle yaşarsanız, ŞiiR gibi yaşarsınız...
 


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:43.