Tekil Mesaj gösterimi
Alt 29 Eylül 2021, 14:14   #1
CRown
Kayıtlı Üye
CRown - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart Beyazperdede mağdurun isyanı

Türkiye sineması sürekli olarak içerisinde bir isyan potansiyeli barındırmaya başladı. Bu durum elbette bağımsız filmler için geçerli. Vizyonda olan İnsanlar İkiye Ayrılır, Bir Nefes Daha ve Gölgeler İçinde bunun bir kanıtı



MURAT TIRPAN

Uzun zamandır bu sayfalarda yeni sinemamızın dinamikleri üzerine yazıyorum. Bütün bu yazılarda hep ortak temaların görüldüğünü, belirli yeni kanalların ortaya çıktığını saptamaya çalıştım. Bu hafta gösterimde olan üç film üzerinden filmlerin çağrısına bakmak bu açıdan faydalı olabilir.

Türkiye sineması filmlerin iyiliği kötülüğü bir yana sürekli olarak içerisinde bir isyan potansiyeli barındırmaya başladı. Elbette bağımsız filmler için konuşuyoruz daha çok. Şu anda vizyonda olan üç filme baktığımızda bile bunu net olarak görebiliriz. İnsanlar İkiye Ayrılır (Tunç Şahin), Bir Nefes Daha (Nisan Dağ) ve Gölgeler İçinde (Erdem Tepegöz) şu anda sinemalarda gösterimde. Bu üç iş elbette bir açıdan bambaşka filmler ancak bir yandan da çıkışsızlık içerisindeki kahramanlara sahip olmak konusunda ortaklar. Bir Nefes Daha’nın kahramanı öteki mahallede hor görülen ve tek umudu olan hip hop müziği yapmaya çalışan bir genç. İnsanlar İkiye Ayrılır’ın kahramanları ise bankalar tarafından borçlandırılmış ve borç batağında kaybolmuş karakterler. Gölgeler İçinde’nin sakinleri ise kimin nasıl yönettiği belli olmayan bir fabrikada çalışmaya mahkûm işçiler. Bütün bu karakterler mağdurlar ve filmler onların isyanlarıyla sona eriyor.

Sinemamızda artık “borç” konjonktürel olarak zaten giderek yükselen bir tema. Vuslat Saracoğlu’nun çektiği adı Borç olan bir filmimiz bile var. İnsanlar İkiye Ayrılır’ın karakterleri borç içindelerken Bir Nefes Daha’nın karakteri Fehmi de herkesten borç istemek zorunda. Gölgeler İçinde’nin karakterleri ise borç yapma lüksüne bile sahip olmadıkları totaliter bir dünya içindeler.

Hepsi için bütün mesele bu sistemden bir çıkış bulmakta. Elbette bu ruh hali zamanın ruhu ile alakalı. Bireysel ve küçük hikâyelerden bireyin toplumdaki çıkışsızlığına doğru evrilen hikâyelerle karşı karşıyayız. Genç yönetmenlerin kameraları pencereden de dışarıya bakıyor artık. Toplumsal eşitsizliğe, kadın cinayetlerine, kentsel dönüşüm belasına, borçluların ve kapitalin dünyasına da dönüyor. Bu üç filmden ilerleyecek olursak üçünün de yaptıkları isyan çağrısının sonu gayet umutlu. Üç film de bir şekilde ton yükselterek, sisteme karşı gayet dirençli bir şekilde yapıyorlar finallerini. Mağduru isyancıya dönüştürüyorlar.

Bu filmlerin ve yeni filmlerimizin birçoğunun bunu nasıl yaptıklarıyla ve vardıkları yerle ilgili sorunlar var elbette. Örneğin İnsanlar İkiye Ayrılır’ın önermesi çok tartışma götürür. Ancak buradaki vurgum toplumun ister istemez filmlere nasıl sızdığıyla ilgili.

İsyan sonuçta bir tür değillemedir. Bu filmlerin hepsinde gördüğümüz gibi köle-efendi, ezen-ezilen diyalektiğinin bozulduğu andır. Bu kahramanların yaptığı gibi kabullenmemektir. Tüm bu karakterlerin yaptığı gibi pratik bir tepki vermektir. Bütün filmlerde gördüğümüz bu "isyancılar" kendisinin ezilen olduğu ilişkiyi bozan kişilerdir. Şiddetle bir olmak zorunda değildir isyan, farklı yöntemlerle yapılabilir. Sistemi kendi yöntemleriyle alt etmek, sanat yoluyla direnmek ya da örgütlenerek sisteme karşı birleşmek. Hangisini doğru buluyorsanız bulun burada altı çizilmesi gereken yeni sinemamızdaki isyan potansiyeli. Bağımsız filmlerin çoğunda artık mağdurların çığlıkları duyulmakta...

GÖLGELER İÇİNDE



Yönetmen: Erdem Tepegöz

Tepegöz’ün filmi "mutlaka görmeli" sınıfına sokacağımız bir film. Son zamanlarda kendini gösteren distopik sinemamızın yetkin örneklerinden biri. Belirsiz bir zamanda, belirsiz bir ülkede bir fabrikada geçen film yine söylediklerini alegorik bir şekilde söylese de aslında meseleyi görmek çok da zor değil. ‘Gölgeler İçinde’ Yönetenler ve yönetilenler, gözetleyenler ve gözetlenenler, her şeye hâkim olanlar ve kapalı bir dünyaya sıkışmışlar dikotomisini başarıyla kullanarak sonunda örgütlü olmanın, isyan etmenin ve direnmenin yolunu açıyor.

BİR NEFES DAHA



Yönetmen: Nisan Dağ

Nisan Dağ kamerasını İstanbul’un öteki mahallelerine ve ötekinin sesi olan hip-hop’a çeviriyor Bir Nefes Daha’da. Keşke kamera biraz daha dönseydi mahalleye, diğer toplumsal dinamiklerle de uğraşsaydı dedirtse de kahramanın çıkışsızlığını ve her şeye rağmen müziğin tutunacak bir dal olarak, bir tür dayanma gücü olarak iş görmesiyle ilgi çekici. Bir Nefes Daha’da ötekileştirilmiş olanların ölüp ölüp yeniden dirilmesine tanık oluyoruz ve bu da filmi önemli kılan en önemli unsur.

İNSANLAR İKİYE AYRILIR



Yönetmen: Tunç Şahin

Borç artık hepimizin normali elbette. Yok hayır, bazılarının derdi de borçlandırmak. Saracoğlu’nun Borç ve Fikret Reyhan’ın Çatlak filminin açtığı yolda ilerleyen ‘İnsanlar İkiye Ayrılır’ borçlu olmak üzerine bir sorgulama. Aslında daha çok “borçtan nasıl kurtuluruz”un hikâyesi. Filmin önermesi sistemi ancak onunla aynı araçlarla mücadele etmek üzerine. Filmin sonunda varılan nokta tartışmalı olsa da filmin önemi pek de sinemamızda görmediğimiz ama her içinde yaşadığımız bir durumu cesaretle hikâye etmesinde.
Alıntı