Seni sevdim, yaralarına dokunmadan..
Biliyor musun?
Ben seni sessizliğinde tanıdım.
Kelimelerin değil, susuşların anlattı seni bana.
Ve ben…
O suskunluğu bile sevdim.
Seni sevdim, yaralarına dokunmadan.
Korkularını çözmeye kalkmadım,
sadece yanına oturdum,
içimle sardım seni
sessizce, usulca.
Sen siyahtın,
ben beyaz.
Ben her sabah senin gecene doğmak istedim,
ama sen ışığa hep gözlerini kapadın.
ben seni tam içimden sevdim.
Eksiklerinden korkmadan,
suskunluğuna rağmen,
bir çocuk gibi, inanarak.
Senin karanlığında kaybolmak bile huzurdu bana.
Yeter ki seninle olayım,
dedim her defasında.
Ama sen,
beni hep kapalı kapılarda unuttun.
Seni sevdim, yaralarına dokunmadan.
Geçmişinin tozuna basmadım,
acılarının üstünü örtmeye kalkmadım.
Sadece yanında durdum,
bazen bir nefes kadar yakın,
bazen bir dua kadar uzakta.
Sen korkuyordun, biliyorum.
Sevilmek seni çıplak bırakıyordu dünyaya karşı.
O yüzden kaçtın
Benden, sevgiden, kendinden.
“Seni Sevdim, Yaralarına Dokunmadan”
Sana dokunamadım…
Korkularının arasına giremedim,
duvarlarının ardında üşüdüm,
ama gitmedim.
Sen siyah bir gecenin içindeydin,
ben beyaz bir sabah olmayı bekledim.
Sen sustukça,
ben içimden bin kere “anla beni” dedim.
Duymadın.
Seni sevdim, yaralarına dokunmadan…
Sargı olmadım, ilaç olmadım,
yalnızca kalbimi koydum yanına,
usulca, korkmadan.
Çünkü bilirdim,
senin canın en çok sevilirken yanardı.
Biliyor musun?
Bir kadının en sessiz hâli,
en çok bağırdığı andır.
Ben sustum.
Çünkü bağırmak seni korkuturdu.
Seni sevdim,
dokunmadan, sarmadan,
sadece bekleyerek,
sadece anlayarak…
Ve belki de bu yüzden,
hiç unutamayarak.
Ben seni öyle sevdim işte,
sahip olmadan,
dokunmadan,
yalnızca anlayarak.
Seni sevdim, Siyah Adam,
bütün eksiklerinle, bütün korkularınla.
Kalbimde bir yer ayırdım sana,
kimseye söylemeden.
Yıllar geçti belki,
senin saçına gece,
benim kalbime beyaz düştü.
Ama ne zaman bir şarkı duysam,
yine aynı yerim sızlıyor.
Çünkü ben seni sevdim,
en sessiz hâlinle,
en uzak zamanında bile…
Seni sevdim,
yaralarına dokunmadan.