![]() |
|
|
|
#1 |
|
Nick kopyalandı!
|
Zor bir savaşın getirdiği tüm zorlukları insan üstü bir gayretle zekasını kullanarak başarıya dönüştüren.. pes etmem ve etmeyeceğim diyen.. azmin..inancın..gururun timsali .. omuzlarımızda taşıyacağımız ve dualarla anacağımız ..izlerini koruyacağımız analarımız..
_KARA FATMA ( Fatma Seher )_ Erzurum'da dünyaya gelen Fatma Seher, Balkan Harbi yıllarında asker olan eşiyle Edirne'ye yerleşir. Sarıkamış'a gönderilen eşiyle bu defa Doğu Cephesi'nde çeşitli görevler üstlenir. Eşinin şehit düşmesinden sonra Fatma Seher'in savaş sahnesine çıktığı görülür. Akrabalarından oluşan bir müfreze oluşturur. Fatma Seher, Sivas Kongresi sırasında Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek savaşa katılmak için izin ister. "Kara" lakabını da ve üsteğmen rütbesini de Mustafa Kemal'den alan Fatma Seher, aşçılık, hasta bakıcılık, hemşirelik gibi pek çok görevin yanında İstiklal Harbi'nde 300 kişilik birliği komuta eder. Kara Fatma, Mondros Mütarekesi’nden sonra eşi Ermeniler tarafından şehit edilen kadınları toplayarak, Ermeniler ile çarpışır. Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek görev isteyen, kurduğu milis kuvvetiyle Bursa ve İzmit’in işgalden kurtarılması için mücadele eden Kara Fatma’nın müfrezesinde savaşanların sayısını 350’ye çıkardığı bilinir. Savaşın sona ermesinden sonra İstanbul'a yerleşen Fatma Seher, devletin kendisine bağladığı maaşın tek bir kuruşuna bile dokunmadan Kızılay'a bağışlar. Fatma Seher, 2 Temmuz 1955'te İstanbul Darülaceze'de hayatını kaybetti. _NAZİFE KADIN_ Çanakkale’nin Bigadiç Kavakönü köyünden olan Nazife Kadın 1922 yılında Kurtuluş Savaşı’nda bulunmuştu. Nazife Kadın Çanakkale’de vatanı yalnız bırakmak istemeyenlerle, bağımsızlığa kavuşmak isteyenlerle aynı yerde, aynı kaderle savaşmıştı. Yunanlıların vatanımızı işgal etmesiyle büyük bir sorumluluk alan Nazife Kadın oturarak bir şeyler olmayacağını ve harekete geçmesi gerektiğini düşünmüştür. Cephedeki askerin ihtiyaçlarını karşılamak için bağımsızlık adına mücadele etmiştir. Cephenin ön saflarında bulunmasa da Türk askerine ekmek, su taşıyarak cepheye destek sağlayanlardan birisidir. Yaptığı yardımlarla canı pahasına vatan için savaşan askerlerin karnını doyurmuş ve susuzluğunu gidermiştir. Diğer kahraman Türk kadınları gibi üstlendiği bu zorlu görevi büyük bir özveriyle yerine getirmiştir. Nazife Kadın’ın vatanı uğruna cephedeki askerimize ekmek, su ve sargı bezi taşıdığını Yunanlılar fark etmiş ve Nafize Kadın’ı bulmuşlardır. Ona, Türk askerinin nerede mevzilendiğini sormuşlar ancak her Türk kadının yapacağı gibi Nazife Kadın da düşman askerlerine, askerimizin yerini söylememiştir. Yunanlıların yaptıkları işkencelere rağmen askerin yerini söylemeyen Nazife Kadın , Türk askerine götürdüğü ekmekleri pişirdiği o fırında birkaç kadınla beraber yakılarak şehit edilmiştir. _BİNBAŞI AYŞE(İzmirli Ayşe Hanım )_ Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarından Binbaşı Ayşe, İzmir’de yaşayan Selanik asıllı, mangal yürekli bir Türk kızıymış. Binbaşı olan eşi Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde şehit olmuş. Ayşe Hanım da çocuklarını yetiştirme derdine düşmüş. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesini imzalamak durumunda kalmış. Mondros Müterakesiyle merkezi otoriteyi teslim alan emperyalistler İstanbul’u ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerini işgal etmişler. Paris’te yaptıkları anlaşmayla İzmir ve Ege Bölgesi’nin önemli bir bölümünü Yunanlılara vermişler. Yunan ordusunu silah, malzeme ve üstün harp gücüyle destekleyerek 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalini başlatmışlar. Yunanlılar şehre hakim olunca Ayşe Hanım iki oğluyla birlikte Aydın’a gitmiş. Eşinin ve tüm vatan evlatlarının intikamını almaya yemin etmiş. İş başa düştü diyerek, rahmetli eşinin emaneti olan değerli eşyalarını, ziynetlerini satıp silah ve techizat satın almış. Köy köy gezerek halkı Milli Mücadele’ye katılmaya teşvik etmiş. 280 kişilik Kuvayı Milliye birliği oluşturmuş. Daha sonra 350 kişiye ulaşan birliğiyle Köpekçi Nuri çetesine katılmış.Ayşe Hanım Aydın’ı işgale gelen Yunan ordusuyla savaşmış. Böylece bilfiil katılmış olduğu İstiklal Mücadelesine başından sonuna kadar iştirak etmiş. Turgutlu ve Demirci’de düşmana büyük darbeler indirmiş. Fakat Demirci’de oğlunun biri şehit olmuş. Oğlunun acısını yüreğine gömen Ayşe Hanım düzenli ordunun kurulmasıyla derhal ordu birliklerine katılmış ve kendisine üsteğmen rütbesi verilmiş. Birinci İnönü ve İkinci İnönü Savaşlarına katılan Ayşe Hanım’ın diğer oğlu da İkinci İnönü Savaşlarında şehit olmuş. Ayşe Hanım, adeta yaralı bir kurt gibi Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığında 22 gün 22 gece süren Sakarya Savaşı’na katılmış. Bu savaşta piyade mermisiyle kasığından yaralanmış. Seyyar hastanede tedavi olup tekrar cepheye koşmuş. Mürsel Paşa’nın tümeninde 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz’da, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesinde savaşan birliklerin en ön saflarında yer almış. 30 Ağustos Zaferi’nin ardından Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” emrini vermiş. Düşman İzmir’e kadar takip edilmiş. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş. Ayşe Hanım İzmir’e ilk giren birlikler arasında yer almış. Ancak bu arada bir misket mermisiyle sol bacağı kırılmış. İzmir hastanesinde tedavi olduğu günlerde, hiç çekinmeden Milli Mücadeleye katılması ve başarılı hizmetleri sebebiyle terfi ettirilmiş, binbaşı yapılmış.. Binbaşı Ayşe 1925 yılının Haziran ayında İstanbul’u gezmeye gitmiş. Cumhuriyet Gazetesi kendisiyle röportaj yapmış. Üzerinde bir süvari elbisesi varmış. Röportajın sonlarında Binbaşı Ayşe şunları söylemiş; “Allah’a şükürler olsun. Bugün büyük Gazi’miz sayesinde amacımıza ulaştık. Vatanımız kurtuldu. Vaktiyle düşman çizmesi altında inleyen sevgili topraklarımızda şimdi serbest ve göğsümü gere gere gezebiliyorum.” _GÖRDESLİ MAKBULE (Makbule Hanım )_ 1919'da başlayan Yunan işgali, Manisa'ya, Salihli'ye, oradan Gördes'e kadar ilerler. Temmuz 1920'de Gördes'e saldırılsa da, savaş'ın en şiddetli geçtiği yerlerden biri olan bu beldeye, en büyük zarar, bir yıl sonrasında Mayıs 1921'de verilir. Ve o sıralarda bir düğün vardır. Gördesli Makbule Hanım ile Halil Efe'nin düğünü. Gördes, işgal altında olduğundan, sade bir düğünle Demirci'de evlenirler. Fakat ne yazık ki evlilikleri, kurtuluş mücadelesinin gölgesinde, kısa sürecektir. Evliliklerinin ilk aylarında Halil Efe, milli mücadeleye katılmak için eşinden gizli hazırlıklar yapar. Fakat Makbule Hanım durumu anlar. Yine de eşine bir şeyler belli etmez ama bir yandan içi rahat değildir. Eşi, düşman işgaline karşı koyacakken, eli kolu bağlı şekilde evde oturacak olmaya gönlü razı gelmez. Bu düşünce bir ok gibi saplanır yüreğine. Kocası Halil Efe düşmanla savaşmak isterken, Makbule Hanım’da durmadı. O, çocukluğundan beri bugünler için yetiştirilmiş bir asker gibiydi. Arkadaşları ona: "Asker Makbule" derdi. Silâh kullanmayı ve ata binmeyi de öğrenmişti. Birinci Dünya Savaşı'nda babasını, Yemen Savaşı'nda da ağabeyini şehit veren Makbule'yi annesi büyütmüştü. Bütün bunlar Makbule'yi bu mücadeleye her anlamda hazır hale getirmişti. Makbule Hanım Milli Mücadeleye katılmak istediğini kocasına söyleyemez. Bu yüzden kocası Milli Mücadeleye katılmak için evden çıkar çıkmaz, hazırlanıp arkasından gizlice onu takip eder. Halil Efe arkadaşlarının yanına geldiğinde Makbule Hanım’da çalıların arasına gizlenmiştir. Çalıların yaptığı sesten dolayı fark edilen Makbule Hanım, kocası Halil Efe’nin tüm ısrarlarına rağmen geri dönmek istememiş ve Milli Mücadeleye katılmak istediğini ve düşmana karşı çarpışmak istediğini belirtmiştir. Halil Efe ve diğer efeler ikna olmasa da en sonunda efelerin komutanı Kaymakam İbrahim Ethem Bey’e ağlayan gözlerle, bu manevi değeri yüksek müdafaadan mahrum kalmak istemediğini söyler. Makbule Hanım'ın kararlılığını gören İbrahim Ethem Bey kendisine bir şans tanır ve aralarına alır.Makbule Hanım, her baskında yanına, elinden hiç ayırmadığı Japon filintasını alır, düşmandan ele geçirdiği doru atına biner, müfrezenin artçısı olarak birliğin gerisindeki yeri alırdı. Ata, efelerin çoğundan daha iyi biner, tehlike anında silahı herkesten önce o ateşlerdi. Akıncı kollarıyla beraber Demirci, Gördes, Simav ve Sındırgı dağlarında dolaşan Makbule Hanım, en ümitsiz zamanlarda bile efeleri cesaretlendirir ve her çarpışmada kahramanca savaşırdı. Kocasıyla beraber iki defa pusuya düşürüldü, fakat bunlardan ustaca sıyrılmasını bildi. Güvemdere muharebesinin kazanılmasında, kahramanlığıyla büyük rol oynadı. Bozulup çekilen müfrezeleri yüreklendirip, onların düşmana yeniden taarruz etmelerini sağladı. Efelerin yerlerini tespit eden düşman birlikleri hazırlıksız yakaladıkları kuvvetleri ateşe tutarlar. Çatışma oldukça sert geçer ve iki taraf da zayiat verir. Çatışmanın durup düşman birliklerinin geri çekilmesi üzerine Efeler bulundukları siperlerden çıkıp Makbule Hanım'ı ararlar. Ancak ne sağ kalanlar arasında, ne de şehit olan efeler arasında göremezler. Az ileride düşman ölülerinin olduğu yere baktıklarında ise, yerde boylu boyunca yatan şehit olmuş Makbule Hanım'ı görürler. Tarihler 17 Mart 1922 yılını göstermektedir. 22 yıllık ömrü sehitlik ile son bulmuştur.. Halil Efe, eşi Makbule Hanım’ın aziz naşını bilinmeyen bir yere (Yunanlıların eline geçmemesi amacıyla) gizlice defnetmiş ve kabir yeri bir sır gibi saklanmıştır. Şehit Makbule Hanım’ın mezar yerinin nerede olduğu konusu tam 78 yıl bir sır olarak kaldıktan sonra Haziran 2000’de zamanın Balıkesir Ordu Donatım Okulu Komutanı Tüm General Kâmil Erdal Sipahinin ve merhum İbrahim Ethem Akıncı’nın oğlu Burhan Cahit Akıncı’nın gayret ve teşvikleri ve Balıkesir Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi okutmanı Zekeriya Özdemir’in çalışmaları sonucunda, Harlak Deresinde Dereçatı mevkiinde bulunmuştur. _BİTLİS DEFTERDARININ HANIMI _ Bitlis Defterdarı’nın Hanımı, ismini bilemediğimiz Anadolu mücahitlerimizdendir. Aynı zamanda ifadeden anlaşılacağı üzere eşi Bitlis’te defterdar olan bir kahraman kadınımızdır. Fransızlarla işbirliği yapıp Maraş’a halka zulmetmeye gelen Ermeniler vardı. Bunlar Türk halkına her türlü kötülüğü yapmışlardı. Türk kadınlarına tecavüzler, çirkinlikler, daha ifade edilmeyecek türlü belalar… Hatta düşman askeri kendilerini güzel görmesin diye yüzlerini karaya boyayan genç kızlarımız bile vardı. Vatanı müdafaa eden Maraş halkı, canı pahasına düşmanla savaşırken genç kızlarımız da burada Ermenilerin yaptığı ahlaksızlıklarla boğuşuyorlardı. Bu durumda Bitlis Defderdarı’nın Hanımı, Türk- Ermeni savaşına kayıtsız kalamamış ve yerli hakla birlikte Maraş’ı savunmak için Ermenilere karşı mücadele etmiştir. Bu kahraman Türk kadını düşmanın bir çocuğa öldüresiye işkence yaptığını görünce bahçe duvarında bir delik açarak sekiz tane düşman askeri öldürmüştür. Düşman askerin karşısında nasıl davranacağını bilen bu kahraman kadın, bölge halkına örnek olmuş ve onlara cesaret vermiştir. Mücahit kadınımız halk tarafından da tanınmaya başlamıştır. Maraş’ta, düşmana karşı yapılan mücadelede ön saflarda yer almıştır.Sekiz düşman askeri öldürdükten sonra erkek giysileri giyerek diğer kahramanların arasına karıştığı bilinmektedir. Ne yazıktır ki vatanımıza bu kadar yardımı dokunmuş bu mücahit kadınımızın ne adını ne de nerede vefat ettiğini bilememekteyiz. _YİRİK FATMA_ Türk halkı 1920’li yıllarda işgal altındaki yurdumuzu kurtarmak için bir şeyler yapmak adına canla başla uğraşıyordu. Kimisi çorap, çarık, fanila yapıyor, kimisi de askere erzak taşımacılığı yapıyordu. Bazıları ise Yirik Fatma gibi içindeki vatan aşkı, kanınındaki bağımsızlık heyecanıyla askerlere sesleniyordu. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası birçok güney şehrimizde olduğu gibi Fransızlar, Antep’i de işgal etmişlerdir. Antep’te Fransızlarla savaş 1 Nisan 1920’den 8 Şubat 1921’e kadar sürmüş ve 20 Ekim 1921’de Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması ile bu cephe kapatılmıştır. Savaşın sürdüğü o yıllarda yaşı geçkin olan Yirik Fatma devletin, halkın ne halde olduğunu görmüştür. Bu mücahit kadınımız da diğer kahraman kadınlarımız gibi vatan savunması için harekete geçmiştir. Askerimiz vatanını savunmak için cephede gece gündüz bekleşirken köylülere durmak yakışmaz düşüncesiyle hareket etmiştir. Öyle ki düşmanın Norman Nakliye koluna doğru ilerlediğini öğrendiği vakit kendi memleketinden geçen akıncılara katılarak onlarla düşmanın karşısına çıkmak istemiştir. Ancak yaşlı olmasından dolayı akıncı askerler Yirik Fatma’nın kendilerini yavaşlatacağını düşünmüş ve onu yanlarında istememişlerdir. Onun bu davranışı askerlere büyük bir motivasyon sağlamış ve Yirik Fatma’dan cesaret almışlardır. Böylelikle onlara güç aşıladığını söyleyebiliriz. Rum-Evlek, İbrahim- şehir, Arıl köylerinden gelen çetelerle Sinan Gediğinde iki gün iki gece nöbet tutup düşman Nakliye Kolu’nun gelmesini beklemişlerdir. Akıncıların peşine takılan Antepli Yirik Fatma gece gündüz Türk askerine destek olmuş, yorgun askerlerin yerine nöbet tutup onların dinlenmelerine yardımcı olmuştur. Bu kadar bekleyişe rağmen düşman askeri gelmemiştir. İlerlemiş yaşına rağmen Türk akıncılarına yardımda bulunan kadın kahramanımızın nerede vefat ettiğini bilememekteyiz. _TARSUSLU KARA FATMA_ Asıl adı Adile olan, Adile Hala ve Adile Onbaşı diye anılan bu kadın kahramanımız, silah arkadaşları arasında Kara Fatma lakabıyla anılmaktadır. Sekiz-on kişilik çetesiyle birlikte Afyon savaşlarına katılmış, Tarsus’un kurtarılmasında büyük yararlılıklar göstermiştir. _ASKER SAİME( HANIM) _ Milli Mücadele kadın milislerinden (D. ?, Edirne – Ö. 1 Haziran 1951, İstanbul). Tam adı Münevver Saime olup Asker Saime olarak tanındı. Yunanlılar’ın İzmir’i, İtilaf Devletlerinin de İstanbul’u işgal ettiği yıllarda öğrenciydi. Bu işgaller üzerine Saime Hanım arkadaşlarıyla bir araya gelerek Milli Mücadele’ye katılmaya karar verdi. Okulu bittikten sonra İhtiyat Zabiti Münir Bey’le evlendi. Birlikte Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’da kurulan gizli bir teşkilata katıldılar. Askeri bir görevle Ankara’ya gönderildiler. Yozgat'ta başlayan isyanı bastırmak için Yozgat'a sevk edilen askeri kıtada Münir Beyle birlikte Saime Hanım da yer aldı. İsyan bastırıldıktan sonra Ankara'ya dönen Saime Hanım bu defa da İstanbul- Ankara arasında askeri istihbarat göreviyle İstanbul'a gönderildi. Ankara ile İstanbul arasında kuryelik yaparak Ankara'nın kendisinden beklediği hizmetleri yerine getirdi. Bu hizmetleriyle İstiklal Madalyasına layık görüldü. Savaşın sona ermesiyle Saime Hanım ve Münir Bey İstanbul’a döndü. Burada Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından Saime Hanım’a öğretmenlik görevi verildi. Beyoğlu Kız Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. _KILAVUZ HATİCE_ Milli Mücadele kadın milislerinden. Adana’da Fransızlara karşı verilen mücadeleye katıldı. Milli kuvvetlerin 8 Mayıs 1920 tarihinde Pozantı’da saldırıya geçmesi üzerine Fransızlar oldukça kritik bir duruma düştü. Bu sırada Hatice, Fransızlara güya ufak bir ücret karşılığı yol göstereceğini söyledi. Kendilerine sözde kılavuzluk ederek Türkler tarafından ihmal edilmiş bir istikametten onları selâmete çıkaracaktı. Gece karanlığında yola çıkardığı Fransızlara yanlış yol göstererek Kurtboğazı’na soktu. O sırada başlayan Türk taarruzunun ardından Fransızlar, Türk askerine esir düştü. _ADİLE ONBAŞI (Tarsuslu Kara Fatma)_ Asıl adı Adile olan, Adile Hala, Adile Onbaşı diye bilinen kahraman silah arkadaşları arasında “Kara Fatma” olarak anılırdı. 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Afyon Savaşına katılmış, Tarsus’un kurtarılmasında da büyük yararlılıklar göstermiştir. Adile Onbaşı 1870 yılında Tarsus’ta doğdu. Serpildi, gelişti, elleri nasırlı Anadolu kadını olarak ortaya çıktı. 1919 yılında Fransızlar Çukurova’yı işgal edince silaha sarılarak Kuvayı Milliye saflarına katıldı ve kadınlığını aklına getirmeden vatan deyip erkeklerle aynı safa girdi ve omuz omuza savaştı. Dört yıl kalır kuvayı milliye saflarında. Üzerinde milis kıyafeti vardır. Elinde mavzeri, başında siyah kalpak, belinde fişeklikleri ve ayaklarında deri çizmesi! Gören kadın olduğuna hükmetmez, yaman bir çetecidir deyip geçer. Adile Onbaşı her silahlı çatışmada ve her baskında ön saflarda yer aldı. Her yerde hazır ve nazır olup görev bekledi. Hangi görev verildiyse başarı ile yaptı.Zoru gören Fransızlar 20.10.1921 de Ankara Antlaşması ile Çukurova’dan çekilince bölgedeki Milis Kuvvetler, Batı Cephesindeki düzenli ordu emrine girdiler. Savaş ve elde edilen zafer sonrası Adile Onbaşı Tarsus’ta evinde anıları ile baş başadır. Mustafa Kemal’inTarsus’a geldiğini duyunca giyer Milis elbiselerini dışarı fırlar onu karşılayanlar arasına katılır. Mustafa Kemal kalabalık arasından ilerlerken, halk onu daha yakından görmek için yanına gitme uğraşı veriyordu. İşte böylesi bir anda bir kaynaşma olur, halkın arasından fırlayan milis kıyafetleri içindeki Adile Onbaşı (Adile Hala) Mustafa Kemal’in önüne çıkarak ayaklarına kapanarak gözyaşları içinde “Bastığın toprağa kurban olayım paşam” diyerek, bağırarak ayaklarını öpmek ister. Mustafa Kemal kadını yerden kaldırmak için eğilirken, yanındakilerden biri “Paşam bu kadın Kara Fatma Lâkaplı Adile Onbaşı, Adile Hala’dır” deyince, gözleri yaşaran Mustafa Kemal, Adile Onbaşı’nın elinden tutarak ayağa kaldırıyor ve kadının yaşlı gözlerinin içine bakarak: “Kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın. Dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluş ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim diyemez” diyerek Türk kadınının kahramanlığını dünyaya haykırıyor ve Adile ile Onbaşı’nın şahsında tüm Türk kadınlarını selamlıyordu. _TAYYAR RAHMİYE_ Aslında inandığı yola baş koyan, zayıfları koruyan, sözü söz, yüreği kavi, bileği bükülmez bir Anadolu kadınıydı. Nasırlı ellerinin kırışıklıkları yüzünde belirmiş ince çizgilerle kaderin savaştır yazılmıştır alnında sanki. Osmaniye’nin Kaziyeler Köyü’nden olan Rahmiye Hanım 9. Tümenin 1920 yılında Fransızlar ile Hasanbeyli civarında yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılmıştı. Başlıca görevi, keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktı. Osmaniye yakınındaki demiryolu tünelini o patlatmıştı ve bölgedeki düşmanın cephane ikmalini büyük sekteye uğratmıştı. Tayyar Rahmiye Hanım hiç bir askerden geri kalmadı. Yöreyi çok iyi bilmesi nedeni ile bir süre keşif görevi verdiler kendisine. Görev görevdir diyerek kabullenmiş, günlerce dağ taş, dere tepe dolaşarak keşif görevi yapmıştı. Çok başarılıydı Tayyar Rahmiye Hanım verilen her görevi en iyi şekilde yapıyordu. Gerektiğinde cephe gerisinde kundakçılık yapıyor ve gösterilen hedef neyse hiç zorlanmadan kabul ediyor cesaretle yerine getiriyordu. Temmuz 1920’de Osmaniye’deki Fransız karargâhına karşı harekete geçildiği sırada askerlerde bir duraksama olunca “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz” demiş ve aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştu. Bundan dolayı “Tayyar Rahmiye” lakabını alır. _SÜREYYA SÜLÜN HANIM_ Van’da doğan Süreyya Sülün Hanım’ın yaşadığı kasaba, düşmanın korkunç zulüm ve tarruzuna maruz kalmış, babası şehit olmuştur. Nihayet, biraraya gelen beşyüz civarında cengaver, Erek kasabasında toplanarak aziz topraklarını savunmaya karar verirler. Ve tabii, Süreyya Sülün hanım ve üç kardeşi de bu kahramanlar meydanındadır…. Yoğun bombardıman altında ilerleyerek Karaköse’ye gelen bu kahraman Kuva-yı Milliyeciler, Murat Irmağı boylarında tam bir buçuk ay düşmanla çarpıştılar. Beyazıd’a doğru yürürken yürekler acısı bir manzara ile karşılaştılar. Binlerce Türk köylüsünün işkenceler içinde can vermiş cesetlerini gördüler. Bu mezalimi yapan düşmana hınçla taarruz edenlerin başında Süreyya Sülün Hanım vardı… Iğdır civarında kanlı çarpışmalar oldu. Düşman birlikleri çok kuvvetli ve Rusya’dan devamlı surette takviye alıyordu. Beşyüz yiğit, yılmadan, kaçmadan döğüştüler. Ölüyor, teslim olmuyorlardı. Bu muharebede Süreyya Hanımın üç kardeşi birden şehadet şerbetini içtiler. Kardeşlerinin kollarında can vermesine rağmen yılmadı ve cenk meydanını terk etmedi. Kala kala dört kişi kalmışlardı. Daha sonra Karaköse’ye çekilen Süreyya Sülün Hanım, burada Ziverbey Taburu’na iltihak etti. Bir ara yaralandı ve Erzurum’a döndü _SATI ÇIRPAN_ Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Hanım, Kurtuluş Savaşında cepheye sırtında mermi taşımıştı. 1934 yılında Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesiyle meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu. Daha genç bir kadınken babasının ölümü üzerine babasından kalan miras için köyün zorbalarından olan Kara Yusuf ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Satı Kadın bu mücadeleyi kazanınca adı Satı Ağa olarak anılmaya başlanmıştır. İstiklâl Harbi’nde orduya malzeme yetiştirmek için mücadele vermiştir. Harf İnkılabı’ndan sonra da açılan Millet Mektepleri’nde okuma-yazma öğrenmiştir. Kadınlara 1933 yılında muhtar seçme ve seçilme hakkının tanınmasından sonra ise babasının muhtarlık görevini devralarak, köyünün sorunlarını çözmek için çaba harcamıştır. Hatta ata binip silah kuşanıp köyün inzibatına bile yardım etmiştir. Gerçek adı Hatice olmasına rağmen Satı Kadın olarak tanınmıştır. Evli ve altı çocuğu olan çiftçilik yapan köylü bir Türk kadını olan Satı Kadın 1890 Ankara-Kazan doğumludur. Kara Mehmetler adı verilen ve İstiklal Harbi’nde büyük yararlılıklar göstermiş bir ailenin kızı olan Satı Kadının babası Kara Mehmet Bey, annesi Emine Hanım’dır. Balkan Savaşı gazilerinden olan İbrahim Çırpanoğlu ile evlenmiştir. Kazan köyü muhtarlığı yapan Hatı Çırpan, 1935 seçimlerinde meclise giren kadınlardan biridir ve tek dönem milletvekilliği yapmıştır. Satı Kadın (Hatı Çırpan), köylü kadınların temsilcisi olarak milletvekili olması için Atatürk tarafından bizzat önerilmiştir. _DOMANİÇLİ HABİBE_ Milli Mücadeleye katılan kadın milis. Yunanlıların Domaniç üzeriden Kütahya’ya doğru ilerlerken bölge halkı düşmana karşı koymak için hazırdır. Domaniç’te yaşayan Habibe Ana da vatan sevgisini aşıladığı oğlunun eline silahını vererek İnegöl’e gönderdi. Ancak oğlu vatana ihanet eden bir jandarma onbaşısının sözüne kanıp düşmana haber taşıdı. Habibe Ana, “Oğlun düşmana casusluk etti.” haberini aldığında hiç düşünmeden silahlarını kuşanıp atına binerek oğlunun bulunduğu yere gitti. Oğlunu görmek istediğini söyleyip yanına çağırdı. Annesinin elini öpmeye gelen çocuğu gördüğünde kara feracesinin yenine sakladığı silahını çekerek tek kurşunla oğlunu vurup, arkasına bakmadan oradan uzaklaştı. Benzer Konular:
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir...(Atatürk )
|
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#2 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol |
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#3 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol |
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#4 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol![]() |
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#5 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir...(Atatürk )
|
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#6 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir...(Atatürk )
|
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#7 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir...(Atatürk )
|
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#8 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol🍓 ❄️
|
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#9 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir...(Atatürk )
|
|
|
Alıntı Yap |
|
|
#10 |
|
Nick kopyalandı!
|
İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt Ol |
|
|
Alıntı Yap |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi) | |
|
|