![]() |
''O'' Şarkı ve Hikayesi..
Her şarkının bir hikayesi vardır dinleyene bir şey anlatan, hayatında bir dönemi veya birini anımsatan..
“Oğlum’a” Cem Karaca’nın 1982 tarihli albümü “Bekle Beni” de bulunan şarkısı ve bu şarkı o zamanlar Almanya’da sürgünde bulunan Karaca’nın seneler senesi göremediği oğluna seslenişi aynı zamanda. Babaların çocuklarına yazdığı şarkıları seviyoruz. Babalar çok ifade edemez duygularını ya, belki o yüzden bu kadar derin oluyor melodiye döküldüğünde bazı dizeler. Bu şarkı aslında Emrah’ın, Cem Karaca’nın yazdığı muhalif şarkılar yüzünden babasız büyümesinin hikayesidir. 1976 doğumlu Emrah Karaca. “Babanızı yaşayabildiniz mi?” diye soruyor şimdi Çetin Erker Emrah Karaca’ya. “12 Eylül dönemi çok zor bir dönem, kimler ne acılar çekti, ne desem o acıları çekenlere ayıp olur ” diyor Emrah Karaca kendi babasız günlerinin acısını olabildiğince tevazu içinde aktarıyor. Dramatize edilmeyen bir dram bana kalırsa. Emrah 3 yaşındayken gidiyor Cem Karaca. Sonra döndüğünde büyümüş olarak buluyor Emrah’ı. O yıllar boyunca mektuplaşıyorlar. Telefon bağlatmak zor, iki gün sonra bağlanıyor. “O dönemi hiç yaşayamadım” diyor. Telafi ile geçiyor sonraki zaman. Bir baba oğlunun senelerini kaçırırsa bunun telafisi mümkün müdür acaba? Emrah Karaca hep kızarmış babasına. Emrah babasız büyüyor? Bu şarkıları söyledi diye babasız kaldığını düşünüyor ve suçluyor babasını. Annemizi ve babamızı anladığımızda büyüyoruz ya. O da seneler sonra anlamış. “Neye inandıysa onu yaptı. O Cem Karacaydı. Ama ben babasız kaldım, çok zor günler geçirdik biz geride kalanlar. Kendisine yazılan şarkısı için “Bir babanın oğluna verebileceği daha ne olabilir?” diyor Emrah Karaca. Almanya’dan şiir olarak babaannesine gönderiyor Cem Karaca. Bu şarkı Emrah’a yollanan bir şiir aslında. Memleketten uzaktayken, sürgündeyken, henüz 3 yaşında geride bıraktığı oğlu ondan yoksun büyürken ona yaptığı babalıktır bu şarkı Cem Karaca’nın. Her erkeğin hayatını şekillendiren figür babası değil midir zaten? Babasına duyduğu sevgi, öfke, onunla olan çatışması, kendini ona kanıtlama çabası.. Bunları aşabilmesi bir erkeği büyütür. Cem Karaca’nın annesi Toto Karaca Ermeni asıllı bir İstanbul hanımefendisi. Babası Azerbaycan asıllı Mehmet Karaca. Anne baba tiyatrocu, sanatçı, evde yazarlar, şairler.. “Cem Karaca o sohbetlerin içine doğuyor” diyor Emrah Karaca. Robert Kolejli. Çok okurmuş, çok dinlermiş ve oğluna “Oku, eline ne geçerse oku” dermiş Cem Karaca. Vasiyet niteliginde bir hediye..''Oğluma'' şarkısı Emrah'a. . [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Eski şarkılar da kitaplar gibi.. Her biri bir aşkı yada bir olayı anlatıyor.. Okurken etkileniyorsun, dinlerken bambaşka gözle dinliyorsun.. Beni etkileyen hikayelerden biri de Haluk Levent in Elfidası olmuştu..
Ne güzel bir konu açmışsın nahifim düşüncene sağlık:sarilan |
Alıntı:
Onu'da listeye alayım o halde.. |
Cem karaca başkadır her zaman
|
Haluk Levent ..
Sanatcı ve yorumcu kimliği dışında..toplumsal konularda öne çıkan söylemleri ve yardımları ile duruşunu paralel götüren bir şarkıcı olarak düşünürüm.. Ve Elfida Hikayesi.. “Elfida ismi sonradan verilmiş bir isim. Adı Beyzanur kızımızın. 4 Yaşlarındayken tanıştım.” “Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız bir hastalığı vardı ve bu amansız hastalıkla mücadelesine destek olmak için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum, doktorlarla görüşüyordum.” “Bir gün doktor odasındaydım ve doktorlardan biri gelip bana “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın.” dedi. Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, “Gözden çıkartılan kadın anlamı Osmanlıca’da Elfida.” dedi. Belki tam birebir anlamını karşılamıyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur’u çok seviyordum.” “Beyzanur’a yazdığım şarkıyı ona söylüyordum, ama o Elfida’nın kendisi olduğunu bilmiyordu…” “Ve oturdum şarkıyı yazdım. Sevgili Emrah Aydoğdu da elinden geleni yaptı ve sözlerinde düzenlemeleri yaptık. Ömer Faruk Güney’in de müziği vardı. Bu şekilde Beyzanur’un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama o kendisi olduğunu bilmiyordu, Elfida olarak biliyordu. Tabii küçük bir çocuktu son zamanlarında, 8 yaşlarındaydı.” “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın…” “O dönemde şirketlerim batmış, sözlerdeki “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın.” Şunu ifade etmek içindi: Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım. Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi.. “Yüzyıllardır sarılmamış kolların…” “O sözlerdeki yüzyıllardır sarılmamış kolların cümlesinin sebebi de şuydu: Anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur’un kırılganlığından, hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim.” “Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu…” “Beyzanur’un hep yağmurlu gözleri vardı. Hayata tutunmaya çalışan…” “Beyzanur’u kaybettik…” “O dönemde hastane personeline Bakırköy’de bir konser verdim. Beyzanur’a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur’u kaybettik. “Adını Elfida koyun…” “Beyzanur’u kaybetmemizden sonra anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur’un başındaydınız. Evet kızımızı kaybettik ama lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti ve beni aradılar. Haluk Abi, bir çocuğumuz oluyor. Adını Elfida koyun dedim. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor…” [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Evet hikayesini bilmeden önce bir sevgiliye yazıldığını varsayarak öylesine güzel bir parça diye dineldiğim elfida hikayesini öğrendikten sonra ne zaman dinlesem gözümün önünde bir hasta küçük kız çocuğu gelir.. Özellikle
“Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu…” kısmında hep o çaresizlik duygusu.. @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] nahifim çok teşekkür ederim sana bu paylaşım için..Ne güzel düşündün:sarilan |
Rica ederim @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]..
Bu şarkıya hikayesi yüzünden çok bağlandığınızı biliyorum kırılganım....:sarilan Cennet mekanı olsun o güzel meleğin..:uzgun: |
Aminn nahifimm:uzgun:
|
Amin..:uzgun:
|
_SARI GELİN_
Türkiye başta olmak üzere Azerbaycan, Ermenistan ve İran gibi farklı kültürlerde de bilinen ve sevilen bir halk türküsüdür. Türkü, genellikle aşk, hüzün ve ayrılık temalarını işler. Melodisiyle dinleyenleri derinden etkileyen bu türkü, hem Türkçe hem de Ermenice ve Azerice gibi farklı dillerde söylenmektedir. Her kültür, "Sarı Gelin" türküsüne kendi hikayesini ve duygularını katmış, böylece türkü çok kültürlü bir miras haline gelmiştir. "Sarı Gelin" türküsünün bu denli geniş bir coğrafyada biliniyor olması, türkünün evrensel bir duyguyu yansıtmasından kaynaklanmaktadır. Hem doğu hem de batı kültürlerine hitap eden bu türkü, hem yerel hem de uluslararası platformlarda seslendirilmiş, birçok sanatçının repertuvarında yer almıştır. "Sarı Gelin" hikayesi, genellikle iki farklı kültürden gelen gençlerin imkansız aşkını anlatır. En yaygın anlatıma göre, Erzurum'da yaşayan bir Türk genci, sarı saçları ve güzelliğiyle nam salmış Ermeni bir kıza aşık olur. Ancak bu aşk, aileler ve toplum arasındaki kültürel farklar nedeniyle engellerle karşılaşır. Genç aşık, sevdiği kıza kavuşamayınca derin bir hüzne kapılır ve bu hüzün "Sarı Gelin" türküsünün sözlerine yansır. Bir diğer anlatıma göre ise "Sarı Gelin", doğunun verimli topraklarına, sarı başaklarına ve Anadolu'nun bereketine bir methiyedir. Sarı gelin, burada doğanın kendisini, bolluk ve bereketi temsil eder. Her iki hikaye de türkünün duygusal derinliğini ve çok yönlülüğünü Farklı kültürlerde "Sarı Gelin" hikayesi, bazen bir köylü kızı, bazen de bir asilzadenin hikayesi olarak anlatılır. Bu çok yönlü anlatım, türkünün anonim yapısını ve halk arasında şekillenmiş olmasını destekler.gözler önüne serer. Sarı Gelin hikayesi 13. Yüzyıl başlarında geçen bir aşk hikayesini konu alır. Ancak hikayenin konusu incelendiğinde farklı birçok hikayenin anlatıldığı görülebilir. Bazı hikayelerde Sarı Gelin olarak bahsi geçen kızın Kıpçak olduğu bazı anlatımlarda da Gürcü olduğu belirtilir. Bu türkünün de aynı zamanda bir Ermeni türküsü olduğuna dair söylentiler de bulunur. Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin müritlerinden biri olan Şey Senan bir rüya görür. Rüyasında kendisini putlara taparken görmüştür. Bu rüyanın etkisi ile Bağdat'tan yol açıkmış ve Erzurum'a gelmiştir. Burada Gürcü Penek Kralı olan IV. David'in kızı Humar Hatun'u görür ve ona aşık olur. Şey Senan kızın giydiği Hint kıyafeti nedeniyle kıza Sarı Gelin adını takar. Aşık olduğu hatunun tüm isteklerine boyun eğen Şey Senan onun uğruna şarap içerek Hristiyanlığı kabul eder. Bununla da kalmaz domuz çobanlığına başlar. Diğer dervişler ise kendi şeyhlerinin bu durumundan rahatsızlık duyarlar. Ancak çare bulamaz ve Bağdat'a dönerler. Şeyhlerinin yakalandığı bu aşkın aslında gerçek anlamda Allah uğruna çekilen bir çile olduğunu diğer dervişler Bağdat'ta öğrenirler. Dönerek Erzurum'da şeyhlerine yeniden sahip çıkarlar. Dervişliğin en üst mertebesine ulaşan Şeyh Senan Sarı Gelin'e kavuşmak üzere olduğu zaman domuz çobanlığını bırakır ve dervişlerini de yanına alarak saraydan ayrılır. Humar Hanım, Şeyh Senan'ın aşk uğruna yaptığı fedakarlıkları anlar ve Müslüman olur. Kavuşmaları ise Allahuekber dağlarında gerçekleşir. Fakat aşklarının sonu yine de büyük bir hüsran ile biter. O gün sonra da o dağlar "Allahuekber" dağları olarak bilinir. Türk kültüründen etkilenen Ermeniler arasında birçok şifahî halk edebiyatı ürünümüzün yaşıyor olması, Sarı Gelin türküsünün, bir Ermeni türküsü olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Böyle bir şey yoktur. Sarı gelin türküsünde Ermenice kelime yoktur. Sarı Gelin türküsü, Kuzeydoğu Anadolu Erzurum coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Türklerin büyük bir kolunu teşkil eden Kıpçakların diğer adı da Kuman´dır. Sarı Gelin, eski çağlardan beri Çoruh ırmağı boyunda yaşayan Hıristiyan Kıpçak beyinin kızıdır. Erzurumlu bir delikanlı sarışın Kıpçak beyinin kızına âşık olur ve Erzurumlu delikanlı ile sarışın Kıpçak kızı arasında efsaneleşen aşk hikâyesi Erzurum- Kars yöresi ve Çoruh nehri boylarında yaşamaktadır. Türk kültüründen etkilenen Ermeniler arasında birçok şifahî halk edebiyatı ürünümüzün yaşıyor olması, Sarı Gelin türküsünün, bir Ermeni türküsü olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sarışın Kıpçak kızına âşık olan delikanlıyı ailesi kız ile evlenmesine karşı çıkar. Delikanlı ise kıza deli gibi âşık olur ve aşkını şiirle mırıldanarak söyler. Kız, bey kızıdır zaten bey de kızını vermez bu delikanlıya. Delikanlı sarışın güzel kızı kaçırmağa karar verir ve kaçırır. Kıpçak beyinin adamları iki kaçağın peşine düşer ve uzun bir takipten sonra bulurlar ve oğlanı öldürürler. O günden beri halkımız arasında bu hikâye, dilden dile dolaşır. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:10. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.