![]() |
|
|
|
#1 |
|
Nick kopyalandı!
|
Henüz 32 yaşındaydı... Ama yaşadıklarına dönüp bakıldığında edindiği tecrübeler, yaşamak zorunda bırakıldığı o hayat ; onu ancak bir insanın hayatının son demlerinde varacağı o bilgeliğe ve olgunluğa eriştirmişti. Kimlik yaşı olarak bakıldığında hayatının baharında , neşeli, mutlu kocaman bir hayatın başlangıcında sanılırdı.. Oysa o ruhen yaşayacağı her şeyi yaşamış ve bu dünyayı terk etmeye hazır bir ruh halindeydi.. Kısacık ömrüne o kakar çok şey sığdırmıştı ki.. Yaşamak için bir çabası daha da önemlisi isteği kalmamıştı..
Geçmişte bırakıp kaçtığı o hayat onu çok yormuştu.. Arabasına atlayıp kaçarken aslında ölümüne koşar gibiydi... Gücünün tamamen tükendiği ve vazgeçtiği o noktada karşısına çıkan Aysel Hanım onu kısa bir süreliğine de olsa hayatın yaşanabilirliğine inandırmayı başarmıştı. O kadar doğal, o kadar sade ve o kadar gerçekti ki... Çocukluğunda kalan ninesi sanki onu bırakıp gitmemiş de buraya gelmiş burada saklanmıştı ve her şeyden vazgeçtiği anda da karşısına Aysel Hanım olarak çıkarak kendini göstermişti. Bu bir işaret miydi...Yeniden devam edebilir miydi.. Denemek ister miydi.. O gün öğle sonrası birlikte yemek yapmaya başladıklarında kafasının içinde cevapsız bir çok soru ile oldukça dalgındı.. Bir an da kadının ''Ne yaptın dur ..dur.. parmak gitti!..'' sesi ile geldi kendine. Domatesler doğramak yerine elindeki bıçak ile elini doğradığını o zaman fark etti.. Ilık ılık akan kanı görünce; unutmak istediği o geceye gitti... Karşısında kanlar içinde yatan bir adam, kana bulanmış bembeyaz çarşaf...Elinde tuttuğu kanlı bıçağa önce şaşkınlıkla bakmış, sonrasında da vebalı gibi fırlatıp atmıştı odanın zeminine...Yere düşen bıçağın çıkardığı o ses kendine gelmesini sağlamış ve hızlıca ellerini yıkayıp kaçmıştı o otel odasından... Akşamın ilk saatlerinde taksiye atlayıp evine gelmiş, bulduğu bir sırt çantasına birkaç parça kıyafet, temizlik bakım malzemelerini tıkmış ve garajındaki emektarına atladığı gibi kaçmıştı.. Nereye sürdüğünü yada nereye varacağını bilmeden saatlerce direksiyon sallamıştı.. Artık dikkatinin dağıldığını ve yolu seçmekte zorlandığını anladığında , şehrin ışıklarını görmez olduğunda aracı kenara çekmiş , bir süre olup bitenleri düşünmüştü. Yaşadıkları onun başına gelmemiş de bir film izliyormuş gibi tekrar tekrar gözünde canlandırmıştı tün geçmişini... Geldiği son durağa kadar yaşananları , yaşarken fark etmediklerini dışardan biri gibi durup baktığında kendine ilk defa acımış ve hıçkıra hıçkıra, kana kana ilk defa ağlamıştı.. Ve sonrasında yoluna devam etmiş, onu Aysel Hanım'a getiren o motel odasına sığınmıştı.. ''Bütün bunların bir sebebi olmalı, tesadüf olamaz'' diye düşünmüştü hep.. O bu düşüncelerle boğuşmaya devam ederken, kadın elini temizlemiş bir bez ile güzelce sarmıştı bile.. Bir yandan da söylenmeye devam ediyordu: -- Nasıl becerdin parmağını bu kadar derinden kesmeyi.. Aklın nerde senin? Çok sızlıyor mu? -- Yok yok acımıyor... Bir anda oluverdi, ben de anlamadım ki.. Kadının sesindeki merhamet ve endişe içine işledi yine.. Nasıl beceriyordu her defasında kendisini yıllardır tanıyormuş hissini yaşatmayı.. O böyle yaptıkça gitmek için topladığı tüm cesareti yerle bir oluyor, kalan ömrünün sonuna kadar onun dizinin dibinde oturabileceğini hissediyordu. Sevgiye açlığının olduğunu bilirdi, hep de bilmişti ama bu kadar mı aç idi.. Bir söz.. bir davranış.. bir bakış.. Bu kadar mı sevgi fakiri idi...Kendini tanımakta zorlanır olmuştu.. Hayatta kalabilmek, ayakları üzerinde kimseye muhtaç olmadan durabilmek adına hep dimdik duran, tavrı da sözleri de hep soğuk ve mesafeli iken şimdi bir kedi kadar uysal ve kırılgan olmuştu.. Bu yanını kendi de ilk defa keşfediyor ve dönüştüğü kişilik onu ürkütüyordu.. Bunun getirisi birine ölesiye bağlanmaksa eğer , bu onun için bir tuzak demekti. İyice bağlanmadan iş içten geçmeden kurtulması gereken bir tuzak... Benzer Konular: |
|
|
Alıntı Yap |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi) | |
|
|